İHH, 2000’lerin başında akademik metinlerde gördüğümüz “İnsani Diplomasi” kavramını Türkiye’de ve İslam coğrafyasında kurumsal bir terim olarak kullanan ve bu çalışmaları yapan öncü kuruluşlardan biridir.
Batılı ülkelerde birçok kurumun “insani diyalog”, “insani müzakere”, “arabuluculuk”, “barış” gibi başlıklar altında yürüttüğü faaliyetler İHH tarafından “insani diplomasi” kavramı altında toplanmıştır.
İnsani diplomasi bu alanda birçok eğitim ve akademik çalışma yürüten Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) tarafından “Karar alıcıları ve liderleri, her zaman ve her koşulda savunmasız insanların çıkarları doğrultusunda ve temel insani ilkelere tam saygı duyarak hareket etmeye ikna etmek” olarak tanımlanmıştır.
Başlangıçta sivil toplum kuruluşlarının insani amaçlarla yürüttüğü diyalog ve ilişkiler için kullanılan insani diplomasi kavramı son yıllarda devletlerin aynı amaçlarla icra ettikleri dış politikaları bir metot olarak benimsenmiştir. Bunda, askeri çözüm yollarının sonuç vermemesi sebebiyle yumuşak güç politikalarının ön plana çıkarılmasının da etkisi olmuştur.
İHH insani diplomasi faaliyetleri, yardım ve savunuculukla birlikte İHH’nın temel çalışma alanlarından birini oluşturmaktadır. Bu çalışmanın İHH’nın temel çalışma alanı olmasında İHH’nın yardım faaliyetlerinde savaş ve kriz bölgelerindeki mağdur ve muhtaç insanlara öncelik vermesinin etkisi büyük olmuştur. Aynı şekilde İHH’nın fakirlik ve cehalete karşı mücadele, insanların arasındaki ihtilafları çözme gibi temel hedefleri benimsemesi insani diplomasi faaliyetlerinde aktif rol oynamasını zaruri kılmıştır.
Neden İnsani Diplomasi?
Sivil aktörler tarafından yürütülen insani diplomasi faaliyetlerinin en önemli sebebi beşerî afetlerin doğal afetlere kıyasla daha fazla mağduriyet ve acı üretmesidir. Diğer bir ifadeyle, devlet ve devlet dışı aktörlerin sebep olduğu savaş ve krizlerin, ulusal ve uluslararası mekanizmalarla önlenememesidir.
Günümüzde siviller, tarihin hiçbir zamanında olmadığı kadar savaş ve silahlı çatışmaların hedefi olmuştur. Savaş meydanlarında gerçekleşen çatışmalar meskûn mahallere taşınmış, düzenli orduların yerini devlet dışı silahlı gruplar ve vekalet savaşçıları almıştır. Dün savaş kavramı devletler arasındaki güç kullanımını ifade ederken bugün çoğunlukta devlet sınırları içerisinde asimetrik çatışmaların adı olmuştur.
Bunun neticesi olarak, Suriye örneğinde olduğu gibi savaş mağdurlarının %90’dan fazlası siviller olmuştur. Şehirler haritadan silinmiş, milyonlarla ifade edilen insanlar öldürülmüş, yaralanmış, yurtlarını terk etmeye zorlanmış ve özgürlükleri ellerinden alınmıştır. Çatışmalar sınır içerisinde yaşansa da etkileri global krizlere dönüşmüştür.
Geçtiğimiz yüzyılda insanlık tarihinin en kanlı iki savaşından sonra güvenlik ve istikrarı sağlaması için kurulan BM ve benzer uluslararası örgütler dünya barışını sağlayamadığı gibi, veto gibi sistemsel problemleri sebebiyle krizlerin daha da derinleşmesine sebep olmuşlardır.
İnsani diplomasinin daha fazla rol oynadığı ve günümüzün en önemli güvenlik problemi ise devlet dışı silahlı gruplar ve bunların gayri nizami faaliyetleridir. Bugün dünya genelinde farklı hedefleri, yapıları, finans kaynakları, askeri kapasiteleri ve motivasyonları olan 600’den fazla silahlı grup bulunmaktadır. Bu gruplardan çoğunun kontrol ettikleri coğrafyalarda ve uluslararası tanınırlığı olmayan yönetimlerde 80 milyondan fazla insan hayatını idame ettirmektedir. Çatışmaların çoğu da terörist olarak tasnif edilen bu grupların kendi aralarında veya devletlerle aralarında yaşanmaktadır. Bugün kronik hale gelen 70’ten fazla çatışma bu kategoride zikredilen devletler arası olmayan çatışama türündendir. Söz konusu grupların terörist olarak tasnif edilmesi kendilerine karşı verilen mücadelenin sadece askeri metotlarla yapılmasına sebebiyet vermiştir. Bu da mezkûr bölgelerdeki sivillerin yok sayılmasına, insani krizlerin tahammül edilemez boyutlara ulaşmasına sebebiyet vermiştir.
İHH, yok sayılan söz konusu sivillerin korunması, insani yardıma ulaşmaları ve kronik hale gelen krizlerin çözülmesi için insani diplomasi faaliyetleri yürütmektedir. Bu ihtiyaçtan öte bir sorumluluk ve zarurettir.
İHH’ya bu sorumluluk ve misyonu yükleyen adı barış olan İslamiyet’in ıslah etmeyi emreden emirleri başta olmak üzere, Vakıf Senedi, ulusal hukuk ve uluslararası insancıl hukuktur.
İstanbul’da gerçekleştirilen BM Dünya İnsani Zirvesi sonrasında benimsenen ve adına “Triple Nexus” denilen, insani yardım, kalkınma ve barışın beraber ele alınması kararı vakfımızın 30 yıldır yürüttüğü insani diplomasi çalışmalarının ehemmiyetini ayrıca teyit etmiştir.
İnsani Diplomasi ve Silahlı Gruplarla İletişim Konusu
İnsani diplomasi faaliyetleri yürütülürken karşılaşılan en hassas ve karmaşık mesele silahlı gruplarla görüşme meselesidir. Söz konusu gruplarla iletişim, savaşan devletlerin gözüyle teröristlerle görüşme veya onları destekleme olarak değerlendirilmektedir. Kriz bölgelerinde dünyanın belli başlı bütün kurumlarının olduğu gibi İHH’nın da hedefinin savaş ve krizden etkilenen sivillere yardım etmek olduğu bilinmesine rağmen bu konu gündemden hiç düşmemektedir. İHH bu durumlarda, milyonlarca insanı ölüme terk etme veya asılsız ithamlara boyun eğme arasında seçime zorlanmış, her defasında bedel ödeyip insanları hayatta tutmanın mücadelesini vermiştir.
İHH’nın da benimsediği uluslararası insani prensipler (insaniyet, ayrım gözetmeme, tarafsızlık, bağımsızlık) yardım ihtiyacı olan sivilleri yok saymayı imkânsız kılmakta hatta hukuk ihlali olarak görmektedir. Kriz bölgelerinde başta çocuk ve kadınlar olmak üzere, korunmaya ve yardıma muhtaç olan insanların desteklenmesi bulundukları coğrafyayı kontrol eden devlet veya devlet dışı aktörlerin izni olmadan imkansızdır. Suriye örneğinde olduğu gibi birçok ülkede devlet içinde devletler oluşmuştur. Bu durumlarda resmi otoritelerin bölgesinden diğer bölgelere yardım kanallarının kapalı olması, çok yönlü yardım müdahalelerini diğer bir ifadeyle insani diplomasi faaliyetlerini zaruri kılmaktadır. Bu kapsamda devlet dışı silahlı gruplarla iletişim insani amaçlarla sınırlı olmakta ve kendilerine destek veya meşruiyet manasına gelmemektedir.
Söz konusu temel insani ihtiyaçlara erişimin ötesinde, kriz bölgelerinde STK’ların arabuluculuk yapmaları; barış çabalarını desteklemeleri, esir takasları ve savaşın acılarını dindirmeleri gibi misyonlarsa, bu amaçları devlet ve devlet dışı silahlı aktörlerle görüşmeden gerçekleştirmek imkansızdır.
Esefle zikretmek gerekirse, bu konuda problem yaşayanlar, İHH gibi İslam ülkelerinin STK’larıdır. Aynı problem ve baskılar yeryüzündeki bütün silahlı grupların yöneticileriyle görüşen Batılı STK’lar için geçerli değildir.
Sivillerin doğrudan saldırıya uğradığı ve öldürüldüğü, evlerinin ve geçim kaynaklarının yok edildiği, açlık ve sefaletin had safhaya ulaştığı, sağlık hizmetlerinin yetersiz kaldığı, eğitimden mahrum kalmış kayıp nesillerin oluştuğu bu durumlarda devletlerden beklenen; insani yardım aktörlerine baskı uygulamak değil, insanların korunması için daha fazla imkân sağlanmasıdır.
İHH’nın İnsani Diplomasideki Rolü ve Faaliyetleri
Çalışmalarına Bosna savaşının mağdurlarına yardım etmekle başlayan ve o günden beri bütün savaş ve kriz bölgelerinde yardım faaliyetleri yürüten İHH; milyonlarca insanın sevgisini kazanmıştır. Bu durum İHH’nın tanınırlığını ve güvenirliğini artırmış, arabuluculuk ve insani diplomasi faaliyetlerinde ilk müracaat edilen kurumların başında gelmesine vesile olmuştur.
Bu kapsamda İHH yüzden fazla devlet temsilcisi ve onlarca devlet dışı silahlı aktörlerle iletişim sağlayıp insani diplomasi faaliyetleri yürütmüştür. Başta bağımsızlık ve şeffaflık olmak üzere, temel insani prensipler dahilinde yürütülen faaliyetlerden on binlerce insan istifade etmiştir.
Vakfımız tarafların mahremiyet hakkına saygı göstererek ikna etme, arabuluculuk yapma, müzakere yürütme ve benzer aktörlerle işbirliği gibi metotları şeffaflık esasına göre uygulamıştır. İHH, savaşları ve hak ihlallerini önlemek amacıyla basın açıklamaları ve kitlesel eylemlerde yer alarak toplumda farkındalık yaratmış ve kamuoyu oluşturmuştur.
Vakfımızın insani diplomasi kapsamında yürüttüğü faaliyetleri ana başlıklarıyla şu şekilde özetlemek mümkündür:
Karar vericileri insan merkezli politika yürütmeye teşvik etme ve destekleme
Savaşların ve silahlı çatışmaların önlenmesi, başlamışsa durdurulması
Barış süreçlerini gözlemleme ve destekleme
Sivillerin tahliyesi
Yaralı tahliyesi
İnsani yardım koridoru açma
İnsani yardım çalışanları ve gönüllülerinin korunması
Tutuklu ve rehinelerin durumlarının iyileştirilmesi
Tutuklu ve rehinelerin özgürleştirilmesi
Aile birleştirme
Bütün bu faaliyetler İHH’nın “insani yardım” kavramına yüklediği geniş mananın sonuçlarıdır. İnsanların hayatlarının kurtarılması, haklarının, hürriyetlerinin ve onurlarının korunması için yürütülen “insani diplomasi” çalışmaları, karınlarının doyurulması, barınmaları ve eğitimleri gibi dar manada kullanılan “insani yardım” faaliyetlerinden daha az değerli görülmemiştir. Bilakis öncelik insan hayatı ve onurunun korunmasına verilmiştir. Dünya insani sisteminde gelinen son anlayış İHH’nın bu bakış açısını teyit etmiş ve hatta bunu kavramsallaştırmıştır.
Savaş ve krizlerin derinleşerek devam ettiği dünyamızda sivil aktörler tarafından yürütülen insani diplomasi faaliyetlerine olan ihtiyaç artarak devam edecektir. Daha fazla sonuç alınması için bu türden faaliyetlerin desteklenmesi zaruriyet arz etmektedir.